Ne hatırlatıyor?
“senin bir anı gibi kalma ihtimalin beni korkutuyor.”
“Öyle zaman olur ki, odada yalnızken bile yok oluverir insan.. Bunun nedenleri çoktur; Kişi yaşarken bile ölebilir.”
— kiralık manlift (via unlubiryazar)
Ben şimdi inatla kalkmıyorsam ayağa, daha kötü düşeceğimi bildiğimden. Sevgilim, yaz günü bana kış yaşatanların hepsinin ciğerini bilmeme rağmen, git diyemiyorsam kimseye, sevdiğimden değil, tekrar sevemeyeceğimi bildiğimden.
bi’ şeyler boğazına oturuyor ve senin keyif aldığın şeyler artık gram zevk vermiyor. bazı yaşananlar unutulacak kadar basit değil.
Gözlerinin en derinine bakıp seni tanımayı ne kadar çok istediğimi hiçbir zaman bilemeyeceksin. O en sevdiğim şehirde.. Yanımda istediğim tek kişinin sen olduğunu da.
sanki bir basamaktım, geçti gitti. bir cümleydim, söyledi, bitti. bir anıydım, yaşandı bitti. hepsi bir hikaye gibiydi geldi, geçti, gitti.
sancısını anlatmaya çok sonraları başlamış*
işime yakın olsun diye yeni taşındığım mahallede sarı bir apartmanın üçüncü katında tek başınayken zamanın geçmediğini fark ediyorum böyle evde pineklerken. eskiden yaşadığım mahalleden, evden kalan birkaç alışkanlıktan birisi geliyor gözümün önüne. hava sıcak sayılır. dışarı çıkayım diyorum, hem sigaram da bitti. market değil de bakkal buradaki. mahalle kahvesinin yerini öğreniyorum sigara alırken. gel zaman git zaman alışıyorum oralarda zaman harcamaya. umutsuz insanlar tanıyorum. çok küfür eden insanlar tanıyorum. bir de sessiz bir adam. kahvehane işletiyor. içerisi rengarenk sümbüllerle dolu. çiçeklerin kokusunu halen unutmam. birisi soracak olursa, o kadar çiçeğe rağmen solgun yüzlü bir adamdı, derim sanırım yıllar sonra.
o zamanlar*
solgun yüzlü bir adam tanıdım. kahvede çay dağıtıyor. sessiz birisi, garip biraz. pek insanların yüzüne bakmıyor. ama ne zaman çay getirdiğinde teşekkür etsem, hemen değişiyor mizacı, renkli çiçeklerden açıveriyor yüzünde kocaman adamın. ne demek ağabey, afiyet olsun, diyor hemencecik. şaşırıyorum. ne zaman gitsem suskun. iki kelimeyle insan bu kadar mutlu olur mu hiç, diyorum. meraklandırıyor beni bu suskunluğu. soruyorum, nasıl gidiyor hayat, diyorum. bilmem ki ağabey, gidiyor işte, diyor. akşam bize gel, bir küçük açarız diyorum, harbiden mi ağabey, geleyim mi diyor. gel nazif. başımın üstünde yerin var diyorum, seviniyor. baş tacısın ağabey, diyor. hep sevmişimdir böyle insanlarla hayatımın kesişmesini. *yalnız ve sarhoş olmak sıkıcı zaten*
çay dağıtmaya devam ediyor sonra. ama hep bir gözü bende, bir şey soracak ama çekiniyor mu ki, diyorum. sesleniyorum. dökülüyor hemen. ağabey, akşam saat kaçta oluyor sizin evde, diyor. gülüyorum. saat dokuz dedin miydi akşam biter gece başlar bizde nazif, diyorum. tamamdır ağabey, deyip gülümsüyor yine.
garip bir tebessüm hediye etti bana:’)
saat dokuz der demez çalıyor benim kapının zili. balkondan bakıyorum, ellerinde poşetlerle, geldim ağabey, diyor. ne bulduysa almış. ne kadar meze bulabilirse mahallede. ne gerek vardı, misafirimsin sen benim, diyorum hoş geldin demeden önce. ayıp olmasın dedim, diyor. şaşırıyorum. hoş geldin o zaman nazif, diyorum.
bir de gülümseme:’)
saat ilerledikçe konular değişiyor. alkol bitmeye yakın, ayıkken unutulanlar sarhoşken hatırlanır felsefesi giriyor devreye.
-hep böyle miydin sen nazif?
+nasıl ağabey?
-farklı. sessiz. o kadar rengarenk bir dükkan işletiyorsun ama hep bir mahzunluk görüyorum suratında. böyle işte.
+sessizi falan bilmem de, mutluydum ben önceden ağabey, şimdi mutsuzmuşum doktor öyle söyledi. böyle değildi işler, belki ondandır.
-kahvede işler mi kötü?
+yok ağabey öyle değil.
-ne oldu da böyle oldun sen?
böyle bir sorunun getirebileceği klasik cevaplara az çok aşinadır herkes. sevda, ölüm, ayrılık.. ama bu klasiklerin içerisinde bulunup da alışılagelmiş olmayan bazı cevaplar varmış, onu fark ettim o gece.
+ ağabey ben otuz dört yaşımdayım. yedi yaşındayken bir kız tanıdım. sümbül. ortaokul bitene kadar hep arka sırasında oturdum ben onun. ilkokulda da arkasında oturdum hep. o zamanlar bir şey diyemiyorduk birbirimize ama o, o zamanlarda da beni severdi. bilirdim.
- nereden biliyordun söylemediyse?
+ ağabey babam inşaatçıydı benim. iş olmazdı bazen. o zamanlar, okula beslenmelik götüremezdim. o zamanlarda hep aşını paylaşırdı benimle. insan sevmediğiyle aşını paylaşmaz ki.
-bir tebessüm daha-
- liseye gitmedim ben ağabey. babamı ortaokul bittikten biraz sonra kaybettik. bir ablam vardı, onu hemen everdiler, babasız sapıtır bu, dediler. çok ağladım o zaman ama küçükken bir şey diyemiyorsun ki büyüklere ağabey. annem evlere yemek, temizlik neyin yapmaya giderdi. ben de bir şeyler alıp satar para getirirdim eve. sümbül okudu ağabey, liseye gitti o. ilk çalışmaya başladığımda utanıyordum, gidemiyordum yanına. o geldi ağabey. özledim seni, dedi bana doksan dört eylülünde. pazar günüydü ağabey. öyle mutlu olduydum ki koşarak kaçmıştım yanından. utanmıştım da. ama çok mutlu olduydum. kafaya koydum ama, iki kat fazla çalışıp para biriktirmeye başladım. evleneceğim seninle, dedim. doksan dört eylül yirmi ikisinde. perşembe günüydü. beyaz gelinlik de alacan mı, dedi bana. ikimiz de çok utanmıştık ağabey. iki kat çalışıyordum. gelinlik kaç para, diye sordum anneme, kızdı. söylemedim kimseye. akşamları evinin önünden geçerdim. pencereye çıkardı ağabey. ama lise bitti sonra. üniversiteye göndermedi babası. hala çalışıyorum eşekler gibi, kafaya koydum mu ben bir şeyi yaparım, diyordum o zamanlar ağabey. annemi aldım karşıma konuştum. anne, dedim. sümbül’ü iste bana. güldü bana ağabey. can oğlum, dedi. davul bile dengi dengine, dedi. ilk o zaman acıdıydı canım. inat ettim. görücü gelecek dedirttim sonra. gelmesin demişler. o zaman da çok acıdıydı ağabey. anama sordum, neden istemezler bizi, biz kötü insan mıyız ki, dedim. garibana verilecek kızları yokmuş onların oğlum, dedi. o zaman da çok acıdıydı ağabey. ne ettimse dinletemedim. sümbül de bana varmak istiyordu da babasına ses edemezdi hiç. bir kere camda gördü babası onu bana bakarken, çok dövdü. o zaman çok sinirlenmiştim ağabey. kaçıracam seni, diyordum. ne ettimse olmayınca, kaçırdım ağabey sümbül’ü, dededen kalma köy evine götürdüm cahil başımla. babası mahalleyi ayağa kaldırmış. anamın kapısına dayanınca, anam da söylemiş köyde olduğumuzu. iki gün birlikte yaşadık ağabey. bu ömründe hangi gün ölmek istersin deseler şimdi. üçüncü gün derim. o iki gün bana iki ömür gibi geldiydi zaten, yanımda uyumuştu ağabey. ben daha ölsem de gam yemem diyordum. babası geldi sonra. sümbül’ü arabaya bindirdi, beni de çok dövdü. öldürecekti beni ama köylüler girdi araya. çok kızdım sonraları o köylülere içimden. keşke öldürseydi beni orada diye çok yakındım sonraları. ben mahalleye döndüm ama anam evden çıkartmıyor beni. öldürürler seni, gitme bir yere diyor. çıkmadım ağabey üç hafta evden. korkudan değil ama. utanıyordum da kendimden, bir işi beceremedim, diye. sonra bir gün sabah oldu. davul zurna sesiyle uyandım. bizim mahallenin çok genci yoktu o zamanlar evlenecek. aklıma kurt düştü ama bir kere. ana dedim, ben çalışmaya gidiyorum. gitme bile demedi ağabey. ağladı, sarıldı bana. neden ağladığını anlamamıştım o zaman. davul zurnanın sesine doğru gidince anladım. sümbül’ü zorunan evermişler ağabey. gitmem, demiş. öldürürüm kendimi de gitmem, demiş. laf geçirememiş babasına ağabey. kendisinden sekiz yaş büyük adama evermişler. ben yaklaşamadım bile acımdan ağabey. sonra sümbülü de öyle bembeyaz görünce düşüp bayılmışım zaten. ayıldığımda ne davul vardı ne zurna. ne de sümbül. hatırlamıyorum ondan sonra geçen iki günü ağabey. sümbülüme dokunacaklar diye içimden bile geçiremiyorum. çocuk gibi ağlıyorum. dayanamam, diyorum başka bir şey demiyorum.
-burada biraz sessizlik. bir kadeh daha, biraz da gözyaşı-
korka korka sordum;
-ne oldu sonra?
+ dediğini yaptı ağabey. evlendiği gece huysuzluk etmiş. kocası da öyle dövmüş ki beyni kanamış ağabey. hastaneye götürmüşler de geç kalmışsınız demişler. beyni ölmüş. sonrası cenaze. bir gece sevdiğinin mezarında uyuyunca insan ölü gibi oluyor ağabey. sessiz, sakin miyim bilmem de eskiden böyle değildi işte. ondan. o sabah uyanmamak için çok dua ettiydim de olmadı işte.
-buruk bir tebessüm ve sessizlik. biraz daha alkol-
+ ağabey benim içim rahat ama.
- nasıl yani?
+ o güne kadar bir karıncayı bile isteye incittiğimi hatırlamam ama bazen duramıyor insan yerinde. güç bela ulaşıp kestim ben o adamı.
-burası şaşkınlık, alkolün etkisiyle çabuk biteninden ama-
-sen olsan o adamı kesmez miydin ağabey?
- bilmiyorum ki, başa gelmeden bilinmez böyle şeyler.
+ ben kestim ağabey. sümbülüme o nasıl kıydıysa ben de ona kıydım. dokuz yıl yattım, çıktım. üç beş kişi hariç içeride çok anlaşamadım insanlarla, çaycılığa da orada başladım zaten. pişman değilim ağabey. pişman olduğum çok şey oldu ama bundan değilim. anam çok zor affetti beni bunlar olunca ama ben hiç affetmedim. bunu doktora da dedim. korkaklık ettiğimden böyle oldu, dedim ama öyle söyleme, dedi. nasipten öte köy yokmuş. başka dertler de edindik sonra. içeriden çıkınca alışamadım ilklerde. içeride tanıştığım bir ağabey kol kanat gerdi canı sağ olsun. çayım pişer o günden beri. çay bitince de kapatırım kahveyi. çiçeklerimi sularım, gider anamın dizinin dibinde uyurum. böyle işte ağabey.
